arşiv

yazar arşivi

Saç Dökülmesi Tedavisi

Çarşamba, 15 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Uzmanlar saç dökülmesine karşı uyarıyor.Günde 10-15 arası saçınız dökülüyorsa tedaviye ihtiyacınız olduğunu belirtiyor.

 

Mide yanmasına iyi gelen besinler Nelerdir

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Bazen beslenme işleminin bir sonucu olarak bazense hastalık belirtisi olarak ortaya çıkan mide yanmalarına ve ağrılarına sağlıklı ve mide dostu besinlerle son vererek yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz. İşte mide yanmasına iyi gelen mide dostu besinler…

Karnabahar

Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Lahana

Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates

Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi

Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu

Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak

 

Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı

Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil

Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.

Muz

Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek

Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü

Güçlü bir mide koruyucusu. Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

 

Erkek Çocuk Yapmak İçin

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

PH miktarı 7′den yüksek olan, negatif yüklü iyonları bol miktarda içeren ve içerisinde fazla miktarda oksijen bulunan ‘alkali su’ içen çiftlerin çocuklarının erkek olma olasılığının yüksek olduğu bildirildi.

Kimya mühendisi Menan Aysan Kuzanlı ve doktor Recai Yahyaoğlu tarafından hazırlanıp yayımlanan ‘Alkali Suyla Sağlıklı ve Genç Kalmanın Sırları. Suyun İyileştirici Gücü’ adlı kitapta, insan vücudundaki sıvıların asidite ve alkalitelerinin çocuğun cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynadığı belirtildi.

Kitapta şöyle denildi:

“Erkeğin spermleri alkali, kadın vajinası ise asidiktir. Erkek kromozomları taşıyan sperm hızlı bir biçimde yol almasına rağmen yaşam süreleri kısa olduğundan vajinanın asidik ortamında ömrü çok kısadır. Buna karşın dişi kromozomları taşıyan sperm yavaş yol almasına rağmen vajinanın asidik ortamında daha uzun süre yaşayabilir. Bu basit sistem uygulanarak erkek veya kız çocuğa sahip olunabilmektedir.

Anne ve baba çocuk yapma kararından 1 ay önce PH derecesi yüksek olan alkali su içmeye başlarsa spermler ve vajinanın içerisi daha alkali hale gelir. Böylece erkek çocuk yapma olasılığı yükselmiş olur. Alkali su vasıtasıyla hem erkek spermindeki alkali oran artmış hem de vajinadaki asidik ortam etkisini kısmen kaybetmiştir. Her iki etki karşılıklı olarak birbirlerinin etkinliğini artırmak suretiyle güçlü bir sinerji oluşmasını sağlar.”

 

“Suyuh PH derecesi 7′den büyük olmalı”

Dr. Recai Yahyaoğlu, Kore’de yapılan bir araştırmada erkek çocuk doğumlarıyla alkali su arasında ilişki bulunduğunun saptandığını belirterek, şunları söyledi:

“Kore’de yapılan bir araştırmada, son yıllarda alkali su içen anne ve babaların yüzde 95 olasılıkla erkek çocuklarının olduğu saptanmıştır. Bu sebeple Kore’de erkek çocuk oranının artması sorun olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu uygulama yüzde 100 sonuç verir diye bir kural yok. Bu yöntemle yüzde 100 erkek çocuk doğar demiyoruz. Sadece suyla cinsiyet belirleme arasında ilişki olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Vatandaşlarımız suyun alkali olup olmadığını PH derecesiyle (asit veya bazik derecesi, sertlik derecesi) anlayabilir. Piyasada satılan hazır suların ambalajlarının üzerinde, içerisindeki kimyasal maddeler ve PH derecesi yer almaktadır. H derecesi 7 ve üzerinde olan sular ‘alkali su’ olarak kabul edilir.

Kısaca erkek bebek isteyen çiftler PH derecesi 7 ve üzeri olan suları tercih etsin. PH miktarı 7′den yüksek olan sular tercih edilirse bebeğin erkek olma olasılığı yüksek olur.”

 

BERA Testi nedir ,Nasıl Yapılır

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Çocukluk döneminde meydana gelebilecek işitme kayıplarının çocukların tüm yaşantıları boyunca karşılaşacakları sıkıntılara neden olabileceği uyarısında bulunan uzmanlar, anne babaların özellikle çocukların seslere tepkisiz kaldığı durumlarda mutlaka BERA testi yaptırmaları gerektiğini belirtiyor.

Çocuğunuza seslendiğinizde tepkisiz mi kalıyor? Sizi rahatsız eden seslerin çocuğunuzu etkilenmediğini mi fark ettiniz? Bugüne kadar yaptırdığınız testlerde çocuğunuzda işitme kaybı tespit edilemediği halde siz yine de endişeleniyor musunuz? Öyleyse mutlaka bir kulak burun boğaz hekimi ve odyoloji uzmanından çocuğunuzun işitmesi için gerekli değerlendirmeleri yapmaları için başvurun.

Odyoloji, Ses ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı İrem Konakçı işitme kayıplarında ileri tanı için önemli rolü olan BERA Testi hakkında en önemli bilgileri derledi!

Halen günümüzde çocukluk çağında işitme kaybı önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Küçük yaştaki çocuklarda işitme kaybına konuşma problemleri de ekleneceğinden işitme kaybında erken tanı büyük önem taşımaktadır. İleri tanı amaçlı kullanılan BERA testi, işitme kayıplarının tanılanmasında önemli rol oynamaktadır.

Her 1000 bebekten 3′ünde işitme kaybı görülüyor

İşitme kaybı gözle görülebilen bir sorun olmadığından özellikle bebeklik döneminde fark edilmesi güç bir sorundur. Bu durum olası bir işitme kaybının fark edilip bir uzmana başvurulma sürecini geciktirmekte ve dolayısı ile erken tanının konmasına engel olmaktadır. Ülkemizde 1000 bebekten 3’ünde doğumsal işitme kaybı görülmektedir.

Bu amaçla günümüzde ulusal yenidoğan işitme taraması programının da yaygınlaşması sebebi ile birçok bebek taburcu olmadan ya da doğumundan sonraki ilk bir ay içerisinde işitme tarama testleri yapılmaktadır. Tarama testlerinde hedeflenen bebeklerin olası işitme kayıplarının bir an önce belirlenerek 6 aydan önce işitme cihazı kullanmaya başlamasını sağlamaktır.

İşitme kaybında teşhis nasıl konur?

 

Tarama amaçlı kullanılan iki farklı cihaz bulunmaktadır. Otoakustik emisyon testinde bebeğin kulağına yerleştirilen bir prob ile kulağa gönderilen sesin, iç kulaktan yansımasını kaydetmeye dayalı, kısa sürede tamamlanabilen bir test yöntemidir. Tarama amaçlı kullanılan bir diğer cihaz ise tarama ABR  dir. Tarama ABR (BERA) testinde işitsel sinir ve beyin sapı tarafından oluşturulan elektriksel aktivite kafa cildi üzerine yerleştirilen elektrot ile kaydedilmektedir.

Yapılan tarama testlerinde şüpheli görülen durumlarda bebekler BERA (ABR) testine yönlendirilmektedir. İleri tanı aşamasında devreye odyoloji uzmanları girmekte ve tarama testinde şüpheli görülen durumu çeşitli test bataryalarını bir arada kullanarak değerlendirmektedir.

BERA (İşitsel beyin sapı cevabı) Testi nedir?

İşitsel beyinsapı cevabı anlamına gelen bu testin ismi genellikle BERA, ABR ya da BAEP olarak anılmaktadır. Diğer odyolojik testlerin sonuçları ile birlikte yorumlandığında işitmenin objektif değerlendirmesini sağlar ve yüksek tanısal değere sahiptir. Testin uygulanması kadar yorumlanması kısmı da çok büyük önem taşımaktadır. ABR Testi Odyoloji uzmanları tarafından yorumlanması gereken alana dair bilgi ve tecrübe gerektiren çok özel bir testtir.

BERA (ABR) Testi kimlere yapılır?

ABR, hasta uyumu gerektirmediği için özellikle küçük çocuklar ve bebekler başta olmak üzere her yaş grubunda, diğer odyolojik testlere uyum gösteremeyen bilinci kapalı, herhangi bir farklı zihinsel engel, iletişim bozukluğu vb. durumu olan kişilere yapılabilmektedir.

BERA (ABR) Testi nasıl yapılır?

Bu test doğal uykuda ya da uyku hali sağlanarak yapılabilmektedir. Kişinin kafasının belirli bölgelerine elektrotlar yardımıyla kulaktan gönderilen ses karşı beyin sapında oluşan aktiviteler kaydedilir. Kayıtların uygun koşullarda alınması kadar doğru yorumlanması da önemli olduğu için, testin odyoloji uzmanları tarafından yapılması ve yorumlanması önem taşımaktadır.

 

Çocuklarda Okul Korkusu Ve İlk gün Heycanı

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Uzmanlar, çocukları okula başlayacak olan ebeveynleri ve öğretmenleri, okul korkusu ve ilk gün stresi konusunda uyarıyor.

Okulların açılma zamanı geldiğinde, okula yeni başlayacak çocukları olan her anne ve baba ilkokul sıralarında karşılaştığı korku ve heyecan karışımı duyguyu hatırlayarak o dönemi adeta yeniden yaşıyor.

“Ev ortamı gibi rahat bir hayattan, kurallarla dolu okul hayatına adım atmaya hazırlanmak, her çocuk için problem teşkil eder” diyen Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak, farklı elbiselerin, yeni arkadaşların, çeşit çeşit defterlerin, rengârenk kalemlerin, türlü oyunların, çocuklar için yeni bir dünyaya adım atmak anlamına geldiğini söylüyor.

Çocuklarından önce ebeveynlerinin bu duruma hazır olmaları gerektiğini vurgulayan Soyak, okul korkusu hakkında şu bilgileri veriyor ve önerilerde bulunuyor:

Okul korkusu çabuk atlatılabilir

“Çocukların bu dönemde karşılaşabilecekleri problemleri önceden kestirmek ve bilinçli bir şekilde onlarla baş edebilmenin yollarını aramak önemlidir. Okul korkusu, okul çağı içindeki çocuğun okula gitmeme yönünde direnmesi, arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesidir.

Okul korkusu, kızlar ve erkeklerde eşit oranlarda görülmektedir. Bu korku, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engellemektedir. Çocuklar için korku, yaşama adapte olabilmenin, kaygı veren durumlarla baş edebilmenin yöntemlerinden biridir. Okul korkusu, hızlı ele alınıp gerekli müdahaleler yapıldığı takdirde çabuk atlatılabilmektedir.

Her yeni durumun uyum sorunu yaşatıyor olması normaldir. Anneden ayrılık deneyimini ilk defa anaokulu döneminde yaşayan çocuklar, bu dönemde okulun içine girmeye ikna olmakta zorlanırlar ve tedirgin olurlar. Normal gelişim gösteren bir çocukta bu durum kabul edilebilir; ancak sorun, okula başlamakla ilgili değildir.

Anne ve çocuk arasındaki bağımlı ilişki kapsamında annenin çocuğun bireyselleşmesine izin vermemesi, bir bakıma annenin de çocuğa bağımlı olması, ev içinde baskılı–kaygılı ortamların olması, yeni bir kardeşin gelmesi, çocuğun bu süreci henüz anlayamamış olması, anne ve babanın çok kaygılı kişiler olmaları, aile içinde bir yakının kaybı ve hastalıklar gibi birçok faktör de etkili olabilmektedir.

Okul öncesi dönem neden önemli?
Çocuğun okula başlamadan önceki dönemde arkadaş deneyimlerinin niteliği, duygularını ve düşüncelerini anlatmada desteklenmiş olması, bu dönemdeki zorlukları atlatmada önemli deneyimler oluşturmaktadır.

Bağımlı, ilişki kuramayan, arkadaşları ile oyunu reddeden, anne ile ilişkisi sağlıklı organize edilememiş bir çocuğun okula başlarken sorun yaşaması beklenilebilmektedir. Bu çocuklarda ilgi ve enerji kaybı, sinirlilik, içe kapanık olma durumu, nedensiz ağlama, baş ve karın ağrılarından yakınma gözlemlenebilmektedir.

Okula karşı negatif duygular beslememeleri için çocuklara, okul ile ilgili gerçekçi bilgiler verilmelidir. Okula başlama dönemi öncesinde anne çocuğu farklı arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirebilir. Ayrıca çocuğun güven duyabileceği başka aile bireyleri kendi okul deneyimlerini çocuğa aktarabilirler. Okulun öğrenme eyleminin dışında çocuğa keyifli gelebilecek yönlerinin de anlatılması faydalı olabilir.

Çocuk psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar olarak, anne-babalara genel olarak, çocuğun bireysel becerilerini geliştirmesini, kendi başına giyinip soyunabilmesini, yardımsız yemek yeme gibi becerileri kazanmış olmasını öneriyoruz. Ayrıca her anne baba, çocuğunu her dönemde etkin bir şekilde dinlemeli ve kaygılarının olabileceğini kabul etmelidir.

Okul korkusunda yaklaşım nasıl olmalı?

Çocuğun okula gitme ile ilgili bütün kaygıları dinlenmeli, okul ile ilgili duygu ve düşünceleri anlamaya çalışılmalıdır. Okul korkusunun çocuktan olduğu kadar okul ve öğretmen tutumlarından da kaynaklanabileceği, unutulmaması gerekir.

Okula gitme ile ilgili aile bireyleri ortak tutum içinde olmalı ve çocuğun okula gitmemesine izin verilmemelidir. Her anne ve baba çocuğuna kaygılarını anladığını, bu kaygıların zamanla geçeceğini ve okulda öğrendiklerinin kendileri için de önemli olduğunu vurgulamalıdır.

Ayrıca uzun vedalaşmalardan, kişisel kaygıların yansıtılmasından kaçınılmalıdır. Ev içinde de çocuğun anne–babaya bağımlı olması azaltılmaya çalışılmalı, kendi başına bulduğu uğraşlar konusunda destek olunmalı, tek başına da oynayabileceği oyuncaklar ve oyunlar alınmalıdır.

Ebeveynler, okullar başlamadan önce okul alışverişini çocuk ile birlikte yapmalıdır. Anne-baba dikkatli olmalı ve bu dönem içinde olabilecek bütün sorunlardan yayınlar vasıtası ile haberdar olmalıdır. Çünkü problemi çabuk fark etmek ve doğru müdahale etmek çözümü de çabuk getirmektedir.

 

Öğretmenler ne yapmalı?

Bu dönemde öğretmenlerin duyarlı olmaları gerekmektedir. Öğretileni yapamıyor olmasının çocukta kaygı uyandıracağı unutulmamalı ve öncelikli olarak öğretmek kaygısı taşınmamalıdır. Önce çocuğun sıkıntısının ne olduğu sorulmalı ve bu konuda yardım edilebileceği anlatılmalıdır. Katı tutum, bu sorunları artırmaktadır. Öğretmen, çocuğa okula gelmesi gerektiğini ve onun öğrenmesini önemsediğini anlatmalıdır.

Okul korkusu, anaokuluna başlanan 3–5 yaş döneminde yoğun yaşanabilmektedir. İlkokula başlangıç, yine bu korkunun görüldüğü ikinci dönemdir. Daha yüksek sınıflarda 12–14 yaş döneminde de ortaya çıkabilmektedir. Bu dönemde çocuğun bireysel gelişimine de önem verilir,, anne–çocuk ilişkisi doğru organize edilirse tekrar ortaya çıkmayabilir. Ancak çocuğun eve bağımlılığı desteklenir, okula gitmeme ile ilgili istekleri desteklenirse tekrar bu sorunlar yaşanabilmektedir.

Anaokulunda ilk gün stresi nasıl atlatılır?

Her okula başlayan çocuk aynı tepkiyi göstermez. Anaokuluna başlayan çocukların zaman ve uzaklık kavramı tam oturmadığı için ilk kaygıları bu yönde olur.

• Evimize ne kadar uzaklıktayım?

• Annem beni alacak mı?

• Bu çocukları tanımıyorum.

• İhtiyaçlarımı kime söyleyeceğim, yardım ederler mi?

• Ev kuralsız bir yerdi. Her şeyi kuralla yapacak olmak sıkıcı.

Çocuk, bu soruların cevaplarını yaşayarak öğreneceği için kaygıları da yüksek olmaktadır. İlk gün okulda 1–2 saat kalmak, annenin onu ne zaman alacağını saat üzerinden göstermesi, öğretmenle tanıştırıp, nasıl yardımlar isteyeceğini anlatması çıkacak sorunları azaltabilmektedir. İlk birkaç gün çocuğun görebileceği bir yerde oturup oradan ayrılmamak da yararlı olabilmektedir.

Adaptasyon süreci

Daha önce okula gitmemiş bir çocuk için 10 günü aşan ve hiç azalmayan uyum sorunları varsa anaokuluna gitme durdurulmalıdır. Çünkü çocuk okula gitmek için henüz hazır değildir. Daha önce anaokuluna gitmiş çocuklarda uzun tatil sonrasında okula dönüş güç olabilir ama okul tanıdıkları bir yer olduğu için, burada yaşanan kaygı daha kısa sürede atlatılabilmektedir.

Taviz vermeden eski düzeni içinde çocuğun anaokuluna gidip gelmesi sağlanmalı ve çocuğun evde kalmasına izin verilmemelidir. Çocuğa ilgisiz olmak ya da aşırı derecede ilgi göstermek çocuğun duygusal ve bilişsel gelişimini geciktirmekle birlikte öğrenme ve uyum sorunlarını yaşamasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ödev sorumluluğu kazandırılmalı

Her anne baba çocuklarının ödevleri ile ilgilenmelidir. Çünkü onların sorunlarına yardımcı olmak, beraber sorunların üstesinden gelmek çocukların hoşlarına gitmektedir. Ödevlerinde anlamadıkları yerlerde yardım isteyebilecekleri söylenmeli, yol gösteren kişi olunmalıdır.

Okula başlanılan ilk birkaç hafta, okuldan evde yapılması için herhangi bir ödev verilip verilmediği sorulmalıdır. Ancak ödevi yapması için ısrarcı olunmamalıdır. Yapmadan gittiği takdirde öğretmenine nedenlerini kendisi anlatmalıdır. Çocuk okuldan geldiği ilk 2 saat içinde ödevlerini tamamlamalıdır.

 

Aylara göre bebek gelişimi nasıl

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Bebeklerin aylara göre gelişimi hakkında biraz kısa biraz uzun bir makale.Yalnız yararlı olacağını düşünüyorum.Okuyunuz

Her bebeğin kendine özel fiziksel ve karakteristik özelliklerinin olduğunu söyleyen uzmanlar, bu nedenle bebeklerin gelişiminin de farklılık gösterebileceğini belirtiyor. Fakat yapılan araştırma ve incelemeler sonucu ortalama bir bebeğin gelişim düzeyinin nasıl olduğu tespit edilmiş. İşte bebeklerin aylara göre fiziksel gelişimlerini takip edebileceğiniz liste…

1. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Rahat hareket eder.
- Karnının üzerindeyken kafasını birkaç saniye kaldırabilir ve sağa sola çevirebilir.
- Görebilir, duyabilir.
- Çıngırak sesine dönebilir veya ses çıkartarak yanıt verebilir.
- Acıktığı, altını kirlettiği, rahatsızlandığı zaman ağlar.
- Meme emdiğinde sakinleşir.
- Yalnız kaldığında ağlar, kucağa alındığında genellikle susar.
- Mutlu olduğu zamanlarda çeşitli sesler ve agular çıkartabilir.
- Kendiliğinden gülmeye başlayabilir.
- Özellikle anne sesini tanır ve güler.
- Başını yardımsız tutamaz, yatarken dönemez ve oturamaz.
- Bebek siyah beyaz geometrik objeleri çok iyi seçer.

2. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Ağlama sıklığı giderek azalır.
- Dik oturtulduğu zaman kafasını dik tutabilir.
- Başını daha uzun süre tutabilir.
- Karnının üzerindeyken kollarının yardımıyla göğsünü kaldırabilir.
- Gece boyunca uyumaya başlayabilir.
- Memnuniyetten gülücükler ve çığlıklar atabilir.
- Nesneleri başını döndürerek takip edebilir.
- Sinirli ve sakin sesi ayırt edebilir.
- Ellerini ağzına götürür.
- Yere serilmiş bir battaniyenin üzerinde yatmaktan hoşlanırlar.

3. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Dik oturtulduğu zaman kafasını dik tutabilir.
- Memnuniyetten gülücükler ve çığlıklar atabilir.
- Bir yana yuvarlanabilir.
- Nesnelere dokunmaktan hoşlanabilir.
- Altı-yedi saat beslenmeden uyuyabilir.
- Yabancı biri kucağına aldığında ağlayabilir.
- Karşısındakiyle daha uzun süreli bakışabilir.

4. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Parmaklarıyla oyuncağı kavrayabilir.
- Bir nesneye uzanabilir ve ağzına götürebilir.
- Etrafıyla ilgilenmeye başlar.
- Etrafındakilere güler.İnssan sesine aşını çevirebilir.
- Bir yandan öbür yana dönebilir.
- Aynadaki görüntü ilgisini çeker.

5. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Bir nesneye uzanabilir.
- Mutluluktan çığlıklar atar.
- Sırt üstünden yüz üstüne dönebilir.
- Herşeyi görüp izleyebilir.
- Başını sağa sola döndürebilir.
- Kucakta oturabilir.
- Ayaklarının üzerinde tutulduğunda vücudunu dik tutabilir.
- Diş kaşımaya ve salyaları akmaya başlayabilir.
- Diş çıkartmaya başlayabilir.
- Anne, dede gibi sesleri ayırt edebilir.
- Çıngırağı bir elinden diğer eline geçirebilir.
- Düşen bir nesneyi arayabilir.
- Bebeğiniz artık eğlenmeye başlar. Sizinle saklambaç oynayabilir.
- Yabancıları ayırmaya başlayabilir.

6. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Desteksiz oturabilir.
- Mama sandaliyesinde oturabilir.
- Çıngırak ve sesli oyuncaklar çok hoşlanır.
- Gece boyunca uyuyabilir.
- Yemek tabağındaki yecekleri elleriyle tutar.
- Her iki yönede de dönebilir. Bu yüzden yatakta ve yüksek yerde tek başına bırakılmamalı.
- Oyuncakları birbirine vurur.
- Aile bireylerini yabancılardan ayırır.
- Anlamını bilmeden baba, mama diyebilir.

 

7. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Dik tutulduğunda bacakları üzerine ağırlık verebilir.
- İki eli arasında oyuncakları tutabilir.
- Tek başına oturur.
- Kendi kandine bir bisküvi yiyebilir.
- El sallayabilir.
- Dikkat çekici eşyalara yönebilir.
- Ayna da kendini anne babadan ayırabilir.
- Topla oynamaya bayılırlar.

8. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Dik tutulduğunda bacakları üzerine ağırlık verebilir.
- Hayır’ın anlamını bilir.
- Ne istediğini bilir. Engellenince sinirlenir.
- Kendi yemek yemek isteyebilir.
- Tutunarak ayağa kalkabilir.
- Ce-e oynayabilir.
- Koltuklara tutunarak yürüyebilir.
- Basamaklara tırmanmayı ve inmeyi çok severler.

9. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Oturur pozisyondan ayağa kalkabilir.
- Oyuncaklarını çarpmaktan ve elinden atmaktan hoşlanabilir.
- Yüzüstü pozisyondan oturur duruma geçebilir.
- El oyunları oynar ve el sallayabilir.
- Adım atmaya çalışır.
- Kelimeleri tekrar tekrar söyler.

10. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Oturur pozisyondan ayağa kalkabilir.
- Ce-e oynar.
- Daha fazla emekler.
- Tutunarak ayakta durabilir.
- 9-10 aylık olunca bebekler oda içinde sürünerek, emekleyerek, eşyalara tutunup sıralayarak dolaşmaya başlarlar.
- Giyindiğinde dışarı çıkılacağını anlar.

11. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Kısa süreyle ayakta durmaya başlarlar.
- Yürümeye başlayabilirler.
- Müzik dinlemeyi severler.
- Daha fazla inatçı olurlar.
- Kendi başına bir fincandan su içebilirler.
- İsteklerini ağlamadan gösterebilirler.

12. ayın sonunda bebeğinizin yapabildikleri

- Sehpaların üstünden örtüleri çekerler.
- Çekmeceleri karıştırırlar ve içindekileri atarlar.
- Kaşık kullanarak yemek yemeğe başlayabilir ama genelde dökerler.
- Birkaç kelime söyleyebilirler.
- Müzik ve şarkı dinlemekten hoşlanırlar.
- Genelde yardımla yürür.

Not: Bu özelliklerin hepsini belirtilen aylarda taşımasını beklemeyiniz. Eğer bebeğinizin gelişiminde önemli ölçüde problem görüyorsanız doktorunuza başvurun.

 

Bebek Gelişimi Hakkında Makalemiz

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Anne adayları bu makalemiz sizin için :)

Yeni doğan bebek, ev halkı ve özellikle anne için yeni bir yaşamdır. Bebeklerin ilk günlerde genel olarak uyumak, emmek, kaka ve çiş yapmak dışında fazla bir eylemleri yoktur. Sadece yeni tanıştığı bu dünyayı keşfetmeye başlayarak, onun için çok yeni olan yaşamayı öğrenmeye çalışır. Dünyayı ilk önce gözleriyle, sonra elleriyle, sonra bacaklarıyla kaşfetmeye başlar.

İlk günlerde sadece varlığıyla hayatınızda olduğunu düşündüğünüz bebeğiniz, ailenize katılmasıyla birlikte aslında siz anne babaları fazlasıyla etkiler. Doğduğu andan itibaren çaresiz olan bebeğiniz sizin ilginize, bilginize ve sevginize muhtaçtır.

Size bağımlı ve muhtaç olan, her şeyiyle kendine özgü özellikleri ve davranışlar olan bebeğinizin beslenme, uyuma, ağlama alışkanlıkları da kendine özgüdür. Dış görünüş itibariyle komşu, arkadaş ve çevrenizdekilerin bebeklerinden çok farklı olacağından gelişim süreçleri de farklılık gösterecektir.

Doğumdan sonraki süreçte sağlıklı bebekler neleri yapabilir, neleri yapamaz, neleri anlar, nelere tepki verir biliyor musunuz? 1. aydan 24. aya kadar her sağlıklı normal bebeğin sergilemesi gereken bebek gelişimi süreçlerini birlikte öğrenelim.

Doğumdan sonraki süreçte sağlıklı bebekler neleri yapabilir, neleri yapamaz, neleri anlar, nelere tepki verir biliyor musunuz? 1. aydan başlayarak her sağlıklı normal bebeğin sergilemesi gereken gelişim süreçlerini birlikte öğrenelim. İşte ay ay bebeğinizin yapabilecekleri ve özellikleri…

1. ay bebek gelişimi

Yüzüstü pozisyonda, başını hafifçe kaldırır. Emekleme hareketleri yapar. Eli yumruk şeklinde sıkılıdır. Eşyayı orta hattan yükseğe kadar gözle izler. Sese tepki verir (göz kırpma, hareket, sıçrama). İnsan yüzüne bakar.

2. ay bebek gelişimi

Başını 90 derecede tutar. Eli yumruk şeklinde değildir. Eşyayı orta hattan ileriye doğru izler. Konuşulunca ve meşgul olunca gülümser. Etrafı ilgi ile izler.

3. ay bebek gelişimi

Yüzükoyun pozisyonda kolları üzerine yaslanarak, gövdesini kaldırır ve başını rahatça dik tutar. Elleri açıktır, eşyayı yakalar ve kendine doğru çeker. Keyif sesleri çıkarır. Tanıdığı kişilere ve eşyaya uzanır. Beslenme hazırlığını anlar.

4. ay bebek gelişimi

Destekle oturur. Eşyayı almak için iki kolunu birden kullanır. Masa üzerindeki bir eşyaya dokunur. 5 aylıkken sesi lokalize etmeye başlar, zil sesine başını çevirir. Agu, agu sesleri çıkarır. Etrafını seyretmeyi sever.

6. ay bebek gelişimi

 

Sırtüstüyken yüzükoyun dönebilir. Desteksiz oturur. Yatar durumda ayağını ağzına götürür. İki elini ayrı ayrı kullanır. Eşyayı bir elinden diğerine geçirir. Tek heceli sesler çıkarır. 7 aylık “baş baş” yapabilir. Yabancıları yadırgar. El çırpma oyununu anlar ve oynar.

9. ay bebek gelişimi

Emekler, ayağa kalkabilir. Ayakta durmayı sever. Baş ve işaret parmağı ile küçük eşyaları tutabilir. Biberonu tutar, parmakları ile yiyebilir. Sesleri taklit edebilir. 10 aylıkken bazı sesleri anlayarak söyleyebilir (dede, mama gibi). 11 aylıkken bilinçli olarak sözcükleri söyler. Etrafı karıştırmaya başlar.

12. ay bebek gelişimi

Yardımsız veya yardımla yürür. Oturduğu yerde kendi kendine dönebilir. Baş ve işaret parmaklarını kullanır. Eşyaları yere atar. Oyuncaklarını elinden bırakır. Basit sözcükleri anlar. Başkalarının hareketlerini taklit eder. Giyinirken yardımcı olur.

15. ay bebek gelişimi

Rahatça yürür. Emekleyerek merdiven çıkar. Öğretildiğinde, taklit olarak kağıdı karalar. Basit emirleri anlar, yapar. 4-6 sözcük söyleyebilir. Anlaşılmayan sözleri, konuşur gibi söyler. Altını ıslattığı zaman, annesine gösterir.

18. ay bebek gelişimi

Koşar, ayakta iken düşmeden oyuncağını fırlatabilir. Kitap yapraklarını ikişer, üçer çevirir. Kaşığını doldurarak kendisi yemek yiyebilir. 7-20 sözcük bilir. Vücudun en az bir parçasını bilir. Eliyle gösterir. Sözcük salatasına, anlaşılır sözleri de katar. Anne-babasını taklit eder (yer süpürme, toz alma gibi). Diğer çocuklarla birlikte oynayabilir.

21. ay bebek gelişimi

Çömelebilir, merdiven çıkabilir. 5 küplü kale yapabilir. Bardağı tutarak, su içebilir. 3-5 vücut bölümünü bilir. İki sözcükle cümle kurabilir. Yemek ve tuvalete gitme isteklerini işaret ve sözcüklerle ifade edebilir.

24. ay bebek gelişimi

Yardımsız merdiven inip çıkabilir. Kitap yapraklarını teker teker çevirebilir. Pabuç ve pantolonunu çıkartabilir. 50 sözcük bilir. 2 sözcüklü cümleler kurabilir. Ben, siz, biz zamirlerini bilir. Çatal, kaşığı rahatça tutabilir ve kullanabilir.

 

Hamileyken Sigara İçmenin Zararları

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Biraz sonra okuyacağız makalede göreceksiniz ki hamileyken sigara içmek bebeğinize ciddi zararlar verecek.İçmeyin LÜTFEN!

Özellikle kadınlarda sigara içme oranın arttığını söyleyen uzmanlar, hamilelik döneminde sigara içen anne adaylarının bebeklerinde bilinen zararların yanı sıra hormonal problemlerin de baş gösterebileceği uyarısında bulundu.

Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, Türkiye’de hem sigaraya başlama, hem de kadınlarda sigara tiryakiliği oranının arttığını söyledi.

Kadınlarda sigara içme oranının yüzde 30’a yaklaştığını, genellikle kadınların gebelik döneminde sigara içmeyi azaltıp emzirme döneminde tekrar artırdıklarını belirten Prof. Dr. Kurtoğlu, günde 10’dan fazla sigara içilmesinin bebek sağlığında ciddi sorunlara yol açtığını kaydetti.

Gebelerin çevresinde sigara içilmesinin de bebek sağlığını tehdit ettiğini belirten Prof. Dr. Kurtoğlu, şunları söyledi:

 

“Sigaranın verdiği zararlar, günümüzde herkes tarafından bilinmektedir. Ancak gebelikte sigara içilmesi, doğacak bebekte bilinen zararlı etkilerin yanı sıra hormonal problemlere de yol açabilir.

Annenin sigara içmesi sonucu erkek çocuklarda yumurtalıkların inmemesi, kız çocuklarında ise testosteron düzeyini artırarak cinsel organında büyüme (klitoris büyümesi), ileri yaşlarda tüylenme hastalığında artma ve erkek davranışları sergileme gibi yan etkiler görülebilmektedir. Annenin içtiği her sigara, bebeğin ağırlığında 10-15 gram azalmaya yol açar.

Ayrıca erken doğum riski artar. Anne karnında sigara ile tanışan bebekler, ergenlik çağında sigara tiryakisi oluyor. Sigara içen annelerin bebeklerinde tiroit bezi büyümesi, kemik gelişim bozuklukları, damar sertliği, tansiyon, şişmanlık ve diyabet gibi ciddi hastalıklar ortaya çıkıyor.”

Hastanelerinde yenidoğan ünitesinde yaptıkları çalışmada, sigara içen annelerin bebeklerinin yağ miktarlarının fazla ve damar duvarlarının daha kalın olduğunu belirlediklerini kaydeden Prof. Dr. Kurtoğlu, bu tür sorunların önüne geçilmesi için, gebelikte sigara içiminin önlenmesi konusunda toplumun bilinçlendirilmesi gerektiğini ifade etti.


Baş Dönmesi Neden Olur, Baş Dönmesinin Zararları

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Baş dönmesini Türk Halkı olarak önemsesek iyi olur. Hafife alınacak bişey değil.Okuyalım

Uzmanlar, tansiyon, kan şekeri yükselmesi veya düşmesi ve kalbin düzensiz atması sonucu oluşan göz kararması gibi belirtilerin, kişi tarafından baş dönmesi olarak yorumlandığını belirterek, baş dönmesinin kişinin hareketsiz iken hareket algılaması anlamına geldiğini belirtiyor.

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Yılmaz, baş dönmesinin kesinlikle hafife alınmaması gerektiğini kaydetti.

“Yerin ayakların altından kayması ya da çevrenin kişi etrafında dönmesi hissi gerçek bir baş dönmesidir” diyen Yılmaz, baş dönmesinin kesinlikle hafife alınmaması ve mutlaka doktor kontrolünden geçilmesi gerektiğini bildirdi.

Bu tarz baş dönmelerinin, denge sisteminde bir sorun bulunduğunun göstergesi olduğunu kaydeden Yılmaz, “Denge sisteminde sorun olan kişi, alışveriş merkezlerinde yürüyemez, vitrinlere bakamaz, kalabalık yerlerde insanların üstüne üstüne geldiğini hisseder. Yolda yürüyemez, çünkü düşme ve kendine zarar verme ihtimali yüksektir. Araç kullanamaz, çünkü kaza yaparak kendine ve başkalarına zarar verme olasılığı yüksektir, ki bu durumlar ölümle bile sonuçlanabilir” dedi.

 

Yılmaz, baş dönmesi olan kişide tümör bulunup bulunmadığının mutlaka kesinleştirilmesi gerektiğine işaret ederek, tümörün çok nadir görülen bir durum olduğunu da anımsattı.

“İç kulaktan kaynaklanan baş dönmeleri ani başlar. Çok şiddetlidir. Beraberinde şiddetli bulantı ve kusma vardır. Şuur açıktır ve hiç kaybedilmemiştir” diyen Yılmaz, bu tür hastalara diyet uygulandığını (tuz azaltılıp, bol su içirilir) kaydetti.

Yılmaz, diyetin yeterli olmaması durumunda ise ilaç tedavisini başlandığını, en son aşamanın ise ameliyat olduğunu söyledi.

Yılmaz, pozisyonel baş dönmelerinin bir ya da iki seanslık bir manevrayla (başın yarım daire kanalı boyunca çevrilmesi) düzeltildiğini bildirdi.

 

Güzellik ve Bakım Tiyoları

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Güzellik ve bakım tiyoları vereceğiz size :) Malum yaz geldi herkes güzel olmak ister :) Sizde evet sizde :)

Güneşten, tuzlu ve klorlu sulardan yıpranan cildimize, saçlarımıza, tırnaklarımıza; kısacası tepeden tırnağa tüm vücudumuza bilinçli bir bakım yapmakta fayda var. İşte uzmanlardan bakım tüyoları:

Güneş cildi sarkıtır

Sıcak yaz günleri yavaş yavaş sona ererken, sonbaharı hissetmeye başladığımız bugünlerde cildimizde, saçımızda ve tırnaklarımızda da bazı değişiklikler ortaya çıkar. Güneşin, denizin ve havuzun etkisiyle cildimiz kurur ve lekelenir. Hatta uzun süre güneşe maruziyete bağlı olarak; cildimizde orta tabakada bulunan kollajen ve elastin lifler hasar görür, ciltte sarkma ve kırışıklık ortaya çıkabilir.

Yaz sonu her akşam nemlendirici

Yaz sonu cilt bakımında en önemli nokta; havuzdan ve denizden dolayı hayli kuruyan cildimizi uygun nemlendiricilerle nemlendirmektir. Nemlendiriciler, özellikle dermatologların önerdiği üre ve benzeri etkin madde içeren medikal kozmetik ürünler (dermatologların önerdiği ürünler) olursa; çok daha iyi sonuçlar elde edilir. Özellikle yaz sonu mutlaka her akşam cildimize nemlendirici uygulamalıyız. Günde en az 2 litre su içmeyi de cilt sağlığı açısından ihmal etmemeliyiz.

Sabunu bırakın, banyo yağı kullanın

Kuruyan cildi banyoda sabun kullanarak daha fazla kurutmamaya özen göstermeli; ph dengeli uygun temizleyiciler ya da temizleyici gibi kullanılabilen özel banyo yağları ile cilt temizlenmeli. Banyo sonrası cilde mutlaka uygun nemlendirici veya vücut yağı uygulanmalı.

 

Güneş lekelerini peelingle silin

Yaz sonu cildimizde gördüğümüz önemli bir değişiklik de ciltte güneşe bağlı oluşan lekelerdir. Bu lekeler, sonbahar veya kışın cildinize uygun bir kimyasal peeeling yöntemiyle düzeltilebilir. Kimyasal peeling; glikolik asit ve amino asit gibi kimyasallar kullanarak seans seans uygulanan bir çeşit cilt soyma işlemidir. Genellikle 15 gün arayla uygulanır. Mutlaka bir dermatolog tarafından uygulanması gereken peeling işlemi 15 gün arayla tekrarlanmalıdır. Kimyasal pelling dışında, leke tedavisinde günümüzde lazerler de kullanılıyor ve hayli iyi sonuçlar elde ediliyor.

Ayakları vazelinle yumuşatın

Yaz sonunda ayak ve el bakımı da mutlaka yapılmalı. Ayakları, özellikle de topukları; salisilik asit içeren pomatlarla yumuşatıp, üre içeren kremlerle nemlendirmek hayli iyi sonuçlar sağlar. Yine sertleşen ayak tabanları, haftada bir ponza taşı ile rendelenirse, zaman içerisinde oluşmuş boynuzlaşma ve nasırlaşmanın önüne geçilmiş olur. Ayrıca ayaklara sık sık vazelin uygulamak da, ayak derisinin yumuşak ve sağlıklı görünmesini sağlar.

Kırışan eller mezoliftingle gençleşir

El bakımı da, en az yüz bakımı kadar anti-aging uygulamalarda önemli yer tutar. Özellikle yazın güneşe korumasız çıkmak; ellerde istenmeyen lekelenmelere, kollagen ve elastin liflerde harabiyete bağlı olarak da gevşeme ve sarkmalara neden olur. Eldeki lekeler hafifse, özel renk açıcı kremlerle düzeltilebilir. Daha ileri vakalarda lazer tedavisi uygulanabilir.

Bazı durumlarda kriyoterapi (soğuk azot ile dondurma) iyi bir seçenek oluşturur. El dersinde oluşan gevşeme, sarkma ve kırışıklıklar,  mezolifting uygulamarı ile tedavi edilebilir. Mezoliftingli tedavi yönteminde; el derisine seri enjeksiyon teknikleri ile hyalüronik asit ve değişik vitaminler (özellikle B, C ve biotin) enjekte edilir. Uygulama sayesinde hayli yüz güldürücü sonuçlar elde ediliyor.

 

online