Hormon Tedavisi (Erkekler İçin)

Perşembe, 23 Haz 2011 admin yorum yok

Hormon Tedavisi (Erkekler İçin)

Erkeklik hormonu testosteron tedavisini, erkek menopozu olarak kabul edilen hırcınlık ve mukavemet gücü kaybını önleyebileceği saptandı.

Menopoz rahatsızlıkları olan kadılara, ateşlenme, osteoporosis nedeniyle verilen hormon tedavisinin, erkeklerde tartışmalı olduğuna değinen uzmanlar, testosteron tedavisinin erkeklerde, menopoz rahatsızlıklarını indirebildiğine değindi.

Testosteronun enjekte edilebileceği gibi, jöle şeklinde hazırlanacak parcalarla deriden veya ağızdan alınabileceği, bu konuda bazı firmaların yeni uygulamalara girdiği belirtildi.

Sheffield Üniversitesinde yapılan bir araştırmada, kronik kalp rahatsızlığı olan 20 erkek üzerinde testosteron tedavisi uygulandı. Testosteron tedavisinin bu deneklerde yürüme gücünü yüzde 34 artırdığı saptandı.

TESTOSTERON KASLARI GÜÇLENDİREBİLİYOR

Kalp rahatsızlığı olan erkeklerde, testosteron oranının düşük olduğu, bu gruptaki erkeklerde soluma rahatsızlığı, kas güçsüzlüğü ve depresyon görülebildiği biliniyor. Araştırmada, testosteron terapisinin kalp fonksiyonunu yükseltici özellik ortaya koymadığı, fakat kasları güçlendirebildiği gözlendi. Bazı uzmanlar, erkeklerde görülen ve andropoz olarak adlandırılan rahatsızlıkların yaşlılık nedeniyle oluştuğunu, ancak bunda testosteron oranının azılmasının da etkili bulunduğunu düşünüyor.

Deneysel bir testosteron jölesinin 98 erkekte denendiği ve 24 saat içinde testosteron oranını yüzde 85 normale çevirdiği gözlendi. Uygulamada yan etki olarak, bazı hastaların ağızlarında hafif tahrişler meydana geldiği belirlendi. Güney California Üniversitesinde denenen sentetik testosteron hapının ise 60-87 yaş grubunda kasları geliştirdiği, kas gücünü ve fiziksel işlevi artırdığı gözlendi. 12 hafta süren denemelerin ilk altı haftasında, tedavinin yeterli etki sağladığı görüldü.

RİSKLERİ DE VAR

Araştırmacılar, testosteron tedavisinin yaşlı erkeklerde fiziksel gücü artırabileceğini kaydetti. Hormon tedavisinin kadınlarda meme kanseri riskini artırdığı, yüksek testosteron oranının ise erkeklerde prostat kanseri riskini artırabildiği biliniyor.

Ağızdan alınan erkeklik hormonu haplarının ise karaciğerde toksin meydana getirebileceği belirtildi. Araştırma raporu, San Franciscoda başlayan Endokrin Kuruluşunun genel kurulunda açıklandı.

Diş Beyazlatmak İçin Yapılması Gerekenler

Perşembe, 23 Haz 2011 admin yorum yok

Diş Beyazlatmak İçin Yapılması Gerekenler

Sadece 1 Günde Yepyeni Dişlere Kavuşabilirsiniz!

Dişlerdeki eksiklik veya kötü görünüm sosyal hayatı olumsuz etkileyen en önemli faktörlerden biri. Avrupa ve ABD’den sonra Türkiye’de de uygulanmaya başlayan yöntemle sadece 1 günde yeni, bembeyaz ve sağlıklı dişlere kavuşmak mümkün. Diş Hekimi ve Protez Uzmanı Çağdaş Kışlaoğlu, bu yöntem hakkında bilgiler verdi.

Yüz Şekline Göre Saç Kesimi

Perşembe, 23 Haz 2011 admin yorum yok

Yüz Şekline Göre Saç Kesimi

ısa veya uzun, dalgalı veya düz olması o kadar mühim değil.
Mühim olan çok fazla zaman harcamadan rahatlıkla şekillendirebileceğiniz ama havalı bir görünüm elde edebileceğiniz kesimler.
Bu modellere bayılacaksınız.

En Gözde Saç Modelleri

En Gözde Saç Modelleri En Gözde Saç Modelleri

En Gözde Saç Modelleri En Gözde Saç Modelleri

En Gözde Saç Modelleri En Gözde Saç Modelleri

Ozon Yağının Faydaları

Pazartesi, 20 Haz 2011 admin yorum yok

Ozon Yağının Faydaları

Ozon nedir öncelikle ondan bahsedelim, Aktif olan oksijenin mikropları öldürmede ve kokuları gidermede etkili olduğu bilinir. Güneşteki ultraviyole ışınlar ile şimşek çakması arkasından görünen elektrik arklarıyla meydana gelen Ozon, dünya çevresinde koruyucu bir kalkan şeklinde bulunur. Dünyamızı güneşten gelen radrasyonların etkisinden korumaktadır.
Ozon yağı senelerden beri deri hastalıkları tedavi için kullanılıyor Avrupa ‘ da. Ozon yağı cilt bakımı açısından devrim sayılır. Saf oksijen molekülleri, ozonlanan zeytinyağı içinde jel halinde bekletilmektedir. Deri üzerine masaj yapılarak kolaylıkla deri tarafından emilir. Bebeklerdeki kadar temiz, saf bir tene sahip olmak isteyenler için Ozon yağı mükemmeldir.

Ozon Yağının Yararları (Faydaları)
• Ozon yağı ile aknelerinizden kurtulabilirsiniz.
• Ayakta oluşan mantarların geçmesinde faydalıdır Ozon yağı.
• Ozon yağı kekiler ve yaralar için güzel bir iyileştiricidir, mükemmel bir antiseptiktir.
• Kafa derisinde görülen sorunlar ile kepeğin yok olmasını sağlar Ozon yağı.
• Baş ağrılarını da geçirmektedir Ozon yağı.
• Ozon yağı ile Egzaman hastalığını da tedavi edebilirsiniz.
• Pişik olmuş cildi de Ozon yağı sayesinde iyileştirebilirsiniz.
• Ozon yağının güneşten kaynaklanan yanıkların tedavisi için kullanabilirsiniz. Çabuk ve ağrısız geçmesini sağlar.
• Ozon yağı sayesinde kaslardaki ağrı, spazm ve kramp giderilir.
• Dudak çatlamaları içinde faydalıdır Ozon yağı.
• Ozon yağı Ter konusunda da faydalıdır. Hafif olan ve uzun süre etkili bir deodorant olur.
• Basur hastalığı içinde faydalı olur Ozon yağı.

Ozon Yağının Zararları

Ozon yağının vücuda bir zararı bulunmaz.a

Deneme Yemek Tarifi Deneme

Cuma, 17 Haz 2011 admin yorum yok

Deneme Yemek Tarifi Deneme

deneme deneme tarif deneme

Saç Dökülmesi Tedavisi

Çarşamba, 15 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Uzmanlar saç dökülmesine karşı uyarıyor.Günde 10-15 arası saçınız dökülüyorsa tedaviye ihtiyacınız olduğunu belirtiyor.

 

Mide yanmasına iyi gelen besinler Nelerdir

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Bazen beslenme işleminin bir sonucu olarak bazense hastalık belirtisi olarak ortaya çıkan mide yanmalarına ve ağrılarına sağlıklı ve mide dostu besinlerle son vererek yemek yemenin keyfini çıkartabilirsiniz. İşte mide yanmasına iyi gelen mide dostu besinler…

Karnabahar

Haşlanmış karnabahar, mideyi asit saldırılarından koruyarak tüm sorunları giderebilir. İçeriğinde bulunan gefarnato maddesi ülser ilacının hammadesi olarak kullanılıyor.

Lahana

Lahanayı çiğ olarak yemeyi tercih edin. İnce şeritler halinde doğrayıp salata yapın. Meyve presinde lahananın suyunu sıkıp aynı miktarda elma suyu ile karıştırın ve için. Lahana, ülser ve gastrit ilacı olarak biliniyor. Dörtte bir lahanayı yıkayıp kalın şeritler halinde doğrayın. 1 kerevizi soyup doğrayın. 1 havucu temizleyip dilimleyin. Lahana, kereviz ve havucu katı meyve presinde sıkıp sabah akşam suyunu için.

Patates

Çiğ patates suyu mide yanmasının doğal ilacıdır. Patatesi soyup katı meyve presinde suyunu sıkın. Su, havuç suyu ya da kereviz suyu ile karıştırıp için.

Elma sirkesi

Salatalarda ya da mezelerde elma sirkesi kullanın.

Maden suyu

Mide asidinin büyük bir bölümünü etkisiz hale getiriyor.

Ispanak

 

Ispanağı buharda pişirin ya da haşlayarak tüketin. Taze yapraklarını salata olarak yiyin.

Zeytinyağı

Çiğ olarak kullanıldığında besinlerin midede kalma süresini azaltıyor ve yağların sindirimi için safra salgısını artırıyor.

Baklagil

Fasulye, bezelye ve mercimekte bulunan bioflavionid maddesi, midenin koruma faktörünü artırıyor.

Muz

Mideyi seven meyvelerin başında geliyor. Ara öğünlerde birer muz yemek, midedeki yanma hissini ortadan kaldırabilir. Muz, mide enzimleri ve hücrelerinin üretimini de artırıyor.

Kızarmış ekmek

Midenin salgıladığı aşırı asidi kurutarak yanma hissini gideriyor.

Meyankökü

Güçlü bir mide koruyucusu. Yapılan son araştırmalara göre midedeki aşırı asitlenmeyi azaltıyor.

 

Erkek Çocuk Yapmak İçin

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

PH miktarı 7′den yüksek olan, negatif yüklü iyonları bol miktarda içeren ve içerisinde fazla miktarda oksijen bulunan ‘alkali su’ içen çiftlerin çocuklarının erkek olma olasılığının yüksek olduğu bildirildi.

Kimya mühendisi Menan Aysan Kuzanlı ve doktor Recai Yahyaoğlu tarafından hazırlanıp yayımlanan ‘Alkali Suyla Sağlıklı ve Genç Kalmanın Sırları. Suyun İyileştirici Gücü’ adlı kitapta, insan vücudundaki sıvıların asidite ve alkalitelerinin çocuğun cinsiyetinin belirlenmesinde rol oynadığı belirtildi.

Kitapta şöyle denildi:

“Erkeğin spermleri alkali, kadın vajinası ise asidiktir. Erkek kromozomları taşıyan sperm hızlı bir biçimde yol almasına rağmen yaşam süreleri kısa olduğundan vajinanın asidik ortamında ömrü çok kısadır. Buna karşın dişi kromozomları taşıyan sperm yavaş yol almasına rağmen vajinanın asidik ortamında daha uzun süre yaşayabilir. Bu basit sistem uygulanarak erkek veya kız çocuğa sahip olunabilmektedir.

Anne ve baba çocuk yapma kararından 1 ay önce PH derecesi yüksek olan alkali su içmeye başlarsa spermler ve vajinanın içerisi daha alkali hale gelir. Böylece erkek çocuk yapma olasılığı yükselmiş olur. Alkali su vasıtasıyla hem erkek spermindeki alkali oran artmış hem de vajinadaki asidik ortam etkisini kısmen kaybetmiştir. Her iki etki karşılıklı olarak birbirlerinin etkinliğini artırmak suretiyle güçlü bir sinerji oluşmasını sağlar.”

 

“Suyuh PH derecesi 7′den büyük olmalı”

Dr. Recai Yahyaoğlu, Kore’de yapılan bir araştırmada erkek çocuk doğumlarıyla alkali su arasında ilişki bulunduğunun saptandığını belirterek, şunları söyledi:

“Kore’de yapılan bir araştırmada, son yıllarda alkali su içen anne ve babaların yüzde 95 olasılıkla erkek çocuklarının olduğu saptanmıştır. Bu sebeple Kore’de erkek çocuk oranının artması sorun olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu uygulama yüzde 100 sonuç verir diye bir kural yok. Bu yöntemle yüzde 100 erkek çocuk doğar demiyoruz. Sadece suyla cinsiyet belirleme arasında ilişki olduğunu anlatmaya çalışıyoruz.

Vatandaşlarımız suyun alkali olup olmadığını PH derecesiyle (asit veya bazik derecesi, sertlik derecesi) anlayabilir. Piyasada satılan hazır suların ambalajlarının üzerinde, içerisindeki kimyasal maddeler ve PH derecesi yer almaktadır. H derecesi 7 ve üzerinde olan sular ‘alkali su’ olarak kabul edilir.

Kısaca erkek bebek isteyen çiftler PH derecesi 7 ve üzeri olan suları tercih etsin. PH miktarı 7′den yüksek olan sular tercih edilirse bebeğin erkek olma olasılığı yüksek olur.”

 

BERA Testi nedir ,Nasıl Yapılır

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Çocukluk döneminde meydana gelebilecek işitme kayıplarının çocukların tüm yaşantıları boyunca karşılaşacakları sıkıntılara neden olabileceği uyarısında bulunan uzmanlar, anne babaların özellikle çocukların seslere tepkisiz kaldığı durumlarda mutlaka BERA testi yaptırmaları gerektiğini belirtiyor.

Çocuğunuza seslendiğinizde tepkisiz mi kalıyor? Sizi rahatsız eden seslerin çocuğunuzu etkilenmediğini mi fark ettiniz? Bugüne kadar yaptırdığınız testlerde çocuğunuzda işitme kaybı tespit edilemediği halde siz yine de endişeleniyor musunuz? Öyleyse mutlaka bir kulak burun boğaz hekimi ve odyoloji uzmanından çocuğunuzun işitmesi için gerekli değerlendirmeleri yapmaları için başvurun.

Odyoloji, Ses ve Konuşma Bozuklukları Uzmanı İrem Konakçı işitme kayıplarında ileri tanı için önemli rolü olan BERA Testi hakkında en önemli bilgileri derledi!

Halen günümüzde çocukluk çağında işitme kaybı önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Küçük yaştaki çocuklarda işitme kaybına konuşma problemleri de ekleneceğinden işitme kaybında erken tanı büyük önem taşımaktadır. İleri tanı amaçlı kullanılan BERA testi, işitme kayıplarının tanılanmasında önemli rol oynamaktadır.

Her 1000 bebekten 3′ünde işitme kaybı görülüyor

İşitme kaybı gözle görülebilen bir sorun olmadığından özellikle bebeklik döneminde fark edilmesi güç bir sorundur. Bu durum olası bir işitme kaybının fark edilip bir uzmana başvurulma sürecini geciktirmekte ve dolayısı ile erken tanının konmasına engel olmaktadır. Ülkemizde 1000 bebekten 3’ünde doğumsal işitme kaybı görülmektedir.

Bu amaçla günümüzde ulusal yenidoğan işitme taraması programının da yaygınlaşması sebebi ile birçok bebek taburcu olmadan ya da doğumundan sonraki ilk bir ay içerisinde işitme tarama testleri yapılmaktadır. Tarama testlerinde hedeflenen bebeklerin olası işitme kayıplarının bir an önce belirlenerek 6 aydan önce işitme cihazı kullanmaya başlamasını sağlamaktır.

İşitme kaybında teşhis nasıl konur?

 

Tarama amaçlı kullanılan iki farklı cihaz bulunmaktadır. Otoakustik emisyon testinde bebeğin kulağına yerleştirilen bir prob ile kulağa gönderilen sesin, iç kulaktan yansımasını kaydetmeye dayalı, kısa sürede tamamlanabilen bir test yöntemidir. Tarama amaçlı kullanılan bir diğer cihaz ise tarama ABR  dir. Tarama ABR (BERA) testinde işitsel sinir ve beyin sapı tarafından oluşturulan elektriksel aktivite kafa cildi üzerine yerleştirilen elektrot ile kaydedilmektedir.

Yapılan tarama testlerinde şüpheli görülen durumlarda bebekler BERA (ABR) testine yönlendirilmektedir. İleri tanı aşamasında devreye odyoloji uzmanları girmekte ve tarama testinde şüpheli görülen durumu çeşitli test bataryalarını bir arada kullanarak değerlendirmektedir.

BERA (İşitsel beyin sapı cevabı) Testi nedir?

İşitsel beyinsapı cevabı anlamına gelen bu testin ismi genellikle BERA, ABR ya da BAEP olarak anılmaktadır. Diğer odyolojik testlerin sonuçları ile birlikte yorumlandığında işitmenin objektif değerlendirmesini sağlar ve yüksek tanısal değere sahiptir. Testin uygulanması kadar yorumlanması kısmı da çok büyük önem taşımaktadır. ABR Testi Odyoloji uzmanları tarafından yorumlanması gereken alana dair bilgi ve tecrübe gerektiren çok özel bir testtir.

BERA (ABR) Testi kimlere yapılır?

ABR, hasta uyumu gerektirmediği için özellikle küçük çocuklar ve bebekler başta olmak üzere her yaş grubunda, diğer odyolojik testlere uyum gösteremeyen bilinci kapalı, herhangi bir farklı zihinsel engel, iletişim bozukluğu vb. durumu olan kişilere yapılabilmektedir.

BERA (ABR) Testi nasıl yapılır?

Bu test doğal uykuda ya da uyku hali sağlanarak yapılabilmektedir. Kişinin kafasının belirli bölgelerine elektrotlar yardımıyla kulaktan gönderilen ses karşı beyin sapında oluşan aktiviteler kaydedilir. Kayıtların uygun koşullarda alınması kadar doğru yorumlanması da önemli olduğu için, testin odyoloji uzmanları tarafından yapılması ve yorumlanması önem taşımaktadır.

 

Çocuklarda Okul Korkusu Ve İlk gün Heycanı

Pazartesi, 13 Haz 2011 Admin2 yorum yok

Uzmanlar, çocukları okula başlayacak olan ebeveynleri ve öğretmenleri, okul korkusu ve ilk gün stresi konusunda uyarıyor.

Okulların açılma zamanı geldiğinde, okula yeni başlayacak çocukları olan her anne ve baba ilkokul sıralarında karşılaştığı korku ve heyecan karışımı duyguyu hatırlayarak o dönemi adeta yeniden yaşıyor.

“Ev ortamı gibi rahat bir hayattan, kurallarla dolu okul hayatına adım atmaya hazırlanmak, her çocuk için problem teşkil eder” diyen Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü’nden Pedagog Güzide Soyak, farklı elbiselerin, yeni arkadaşların, çeşit çeşit defterlerin, rengârenk kalemlerin, türlü oyunların, çocuklar için yeni bir dünyaya adım atmak anlamına geldiğini söylüyor.

Çocuklarından önce ebeveynlerinin bu duruma hazır olmaları gerektiğini vurgulayan Soyak, okul korkusu hakkında şu bilgileri veriyor ve önerilerde bulunuyor:

Okul korkusu çabuk atlatılabilir

“Çocukların bu dönemde karşılaşabilecekleri problemleri önceden kestirmek ve bilinçli bir şekilde onlarla baş edebilmenin yollarını aramak önemlidir. Okul korkusu, okul çağı içindeki çocuğun okula gitmeme yönünde direnmesi, arkadaşlarını kabul etmemesi ve ağlamak gibi tepkiler geliştirmesidir.

Okul korkusu, kızlar ve erkeklerde eşit oranlarda görülmektedir. Bu korku, çocuğun eğitim alacağı ortama uyum sağlamasını engellemektedir. Çocuklar için korku, yaşama adapte olabilmenin, kaygı veren durumlarla baş edebilmenin yöntemlerinden biridir. Okul korkusu, hızlı ele alınıp gerekli müdahaleler yapıldığı takdirde çabuk atlatılabilmektedir.

Her yeni durumun uyum sorunu yaşatıyor olması normaldir. Anneden ayrılık deneyimini ilk defa anaokulu döneminde yaşayan çocuklar, bu dönemde okulun içine girmeye ikna olmakta zorlanırlar ve tedirgin olurlar. Normal gelişim gösteren bir çocukta bu durum kabul edilebilir; ancak sorun, okula başlamakla ilgili değildir.

Anne ve çocuk arasındaki bağımlı ilişki kapsamında annenin çocuğun bireyselleşmesine izin vermemesi, bir bakıma annenin de çocuğa bağımlı olması, ev içinde baskılı–kaygılı ortamların olması, yeni bir kardeşin gelmesi, çocuğun bu süreci henüz anlayamamış olması, anne ve babanın çok kaygılı kişiler olmaları, aile içinde bir yakının kaybı ve hastalıklar gibi birçok faktör de etkili olabilmektedir.

Okul öncesi dönem neden önemli?
Çocuğun okula başlamadan önceki dönemde arkadaş deneyimlerinin niteliği, duygularını ve düşüncelerini anlatmada desteklenmiş olması, bu dönemdeki zorlukları atlatmada önemli deneyimler oluşturmaktadır.

Bağımlı, ilişki kuramayan, arkadaşları ile oyunu reddeden, anne ile ilişkisi sağlıklı organize edilememiş bir çocuğun okula başlarken sorun yaşaması beklenilebilmektedir. Bu çocuklarda ilgi ve enerji kaybı, sinirlilik, içe kapanık olma durumu, nedensiz ağlama, baş ve karın ağrılarından yakınma gözlemlenebilmektedir.

Okula karşı negatif duygular beslememeleri için çocuklara, okul ile ilgili gerçekçi bilgiler verilmelidir. Okula başlama dönemi öncesinde anne çocuğu farklı arkadaşlıklar kurması için cesaretlendirebilir. Ayrıca çocuğun güven duyabileceği başka aile bireyleri kendi okul deneyimlerini çocuğa aktarabilirler. Okulun öğrenme eyleminin dışında çocuğa keyifli gelebilecek yönlerinin de anlatılması faydalı olabilir.

Çocuk psikolojisiyle ilgilenen uzmanlar olarak, anne-babalara genel olarak, çocuğun bireysel becerilerini geliştirmesini, kendi başına giyinip soyunabilmesini, yardımsız yemek yeme gibi becerileri kazanmış olmasını öneriyoruz. Ayrıca her anne baba, çocuğunu her dönemde etkin bir şekilde dinlemeli ve kaygılarının olabileceğini kabul etmelidir.

Okul korkusunda yaklaşım nasıl olmalı?

Çocuğun okula gitme ile ilgili bütün kaygıları dinlenmeli, okul ile ilgili duygu ve düşünceleri anlamaya çalışılmalıdır. Okul korkusunun çocuktan olduğu kadar okul ve öğretmen tutumlarından da kaynaklanabileceği, unutulmaması gerekir.

Okula gitme ile ilgili aile bireyleri ortak tutum içinde olmalı ve çocuğun okula gitmemesine izin verilmemelidir. Her anne ve baba çocuğuna kaygılarını anladığını, bu kaygıların zamanla geçeceğini ve okulda öğrendiklerinin kendileri için de önemli olduğunu vurgulamalıdır.

Ayrıca uzun vedalaşmalardan, kişisel kaygıların yansıtılmasından kaçınılmalıdır. Ev içinde de çocuğun anne–babaya bağımlı olması azaltılmaya çalışılmalı, kendi başına bulduğu uğraşlar konusunda destek olunmalı, tek başına da oynayabileceği oyuncaklar ve oyunlar alınmalıdır.

Ebeveynler, okullar başlamadan önce okul alışverişini çocuk ile birlikte yapmalıdır. Anne-baba dikkatli olmalı ve bu dönem içinde olabilecek bütün sorunlardan yayınlar vasıtası ile haberdar olmalıdır. Çünkü problemi çabuk fark etmek ve doğru müdahale etmek çözümü de çabuk getirmektedir.

 

Öğretmenler ne yapmalı?

Bu dönemde öğretmenlerin duyarlı olmaları gerekmektedir. Öğretileni yapamıyor olmasının çocukta kaygı uyandıracağı unutulmamalı ve öncelikli olarak öğretmek kaygısı taşınmamalıdır. Önce çocuğun sıkıntısının ne olduğu sorulmalı ve bu konuda yardım edilebileceği anlatılmalıdır. Katı tutum, bu sorunları artırmaktadır. Öğretmen, çocuğa okula gelmesi gerektiğini ve onun öğrenmesini önemsediğini anlatmalıdır.

Okul korkusu, anaokuluna başlanan 3–5 yaş döneminde yoğun yaşanabilmektedir. İlkokula başlangıç, yine bu korkunun görüldüğü ikinci dönemdir. Daha yüksek sınıflarda 12–14 yaş döneminde de ortaya çıkabilmektedir. Bu dönemde çocuğun bireysel gelişimine de önem verilir,, anne–çocuk ilişkisi doğru organize edilirse tekrar ortaya çıkmayabilir. Ancak çocuğun eve bağımlılığı desteklenir, okula gitmeme ile ilgili istekleri desteklenirse tekrar bu sorunlar yaşanabilmektedir.

Anaokulunda ilk gün stresi nasıl atlatılır?

Her okula başlayan çocuk aynı tepkiyi göstermez. Anaokuluna başlayan çocukların zaman ve uzaklık kavramı tam oturmadığı için ilk kaygıları bu yönde olur.

• Evimize ne kadar uzaklıktayım?

• Annem beni alacak mı?

• Bu çocukları tanımıyorum.

• İhtiyaçlarımı kime söyleyeceğim, yardım ederler mi?

• Ev kuralsız bir yerdi. Her şeyi kuralla yapacak olmak sıkıcı.

Çocuk, bu soruların cevaplarını yaşayarak öğreneceği için kaygıları da yüksek olmaktadır. İlk gün okulda 1–2 saat kalmak, annenin onu ne zaman alacağını saat üzerinden göstermesi, öğretmenle tanıştırıp, nasıl yardımlar isteyeceğini anlatması çıkacak sorunları azaltabilmektedir. İlk birkaç gün çocuğun görebileceği bir yerde oturup oradan ayrılmamak da yararlı olabilmektedir.

Adaptasyon süreci

Daha önce okula gitmemiş bir çocuk için 10 günü aşan ve hiç azalmayan uyum sorunları varsa anaokuluna gitme durdurulmalıdır. Çünkü çocuk okula gitmek için henüz hazır değildir. Daha önce anaokuluna gitmiş çocuklarda uzun tatil sonrasında okula dönüş güç olabilir ama okul tanıdıkları bir yer olduğu için, burada yaşanan kaygı daha kısa sürede atlatılabilmektedir.

Taviz vermeden eski düzeni içinde çocuğun anaokuluna gidip gelmesi sağlanmalı ve çocuğun evde kalmasına izin verilmemelidir. Çocuğa ilgisiz olmak ya da aşırı derecede ilgi göstermek çocuğun duygusal ve bilişsel gelişimini geciktirmekle birlikte öğrenme ve uyum sorunlarını yaşamasını kaçınılmaz kılmaktadır.

Ödev sorumluluğu kazandırılmalı

Her anne baba çocuklarının ödevleri ile ilgilenmelidir. Çünkü onların sorunlarına yardımcı olmak, beraber sorunların üstesinden gelmek çocukların hoşlarına gitmektedir. Ödevlerinde anlamadıkları yerlerde yardım isteyebilecekleri söylenmeli, yol gösteren kişi olunmalıdır.

Okula başlanılan ilk birkaç hafta, okuldan evde yapılması için herhangi bir ödev verilip verilmediği sorulmalıdır. Ancak ödevi yapması için ısrarcı olunmamalıdır. Yapmadan gittiği takdirde öğretmenine nedenlerini kendisi anlatmalıdır. Çocuk okuldan geldiği ilk 2 saat içinde ödevlerini tamamlamalıdır.

 

online